23 Ağustos 2013 Cuma

Diyanet mi?

Cuma namazından koşarak çıktım. Kalbim, ruhum, bedenim ve yüreğim daralıp sıkışırken daha fazla dayanamadım. İlk defa değil, birçok kez bu duygularla ayrıldım camilerden. Anlayamadığım noktaları saysam diye düşünüyorum. Laik bir devlet, Diyanet İşleri Başkanlığı ve biz. Ülkemizde yaşananlar, son on yıl, Ak Parti hükumeti, Ortadoğu ve Dünya. Çok hızlı gündem değiştirir hale geldik. Gündemimiz değişti, yaşam şartlarımız, arabalarımız ve telefonlarımız değişti. Anayasayı bile değiştirmeye çalışıyoruz, her ne kadar başaramasak bile. Bir Diyanet'imiz değişmedi, imamların maaşları, alımlar vs. her şey değişti. Fonksiyonunu bir türlü değiştiremedik.  İmam hutbede orduya hitap eden bir komutan edası ile konuşur, cümleleri artık kitaplarda kaldı. Gönderilen yazıları, okulların bahçesinde kutlanan bayramlarda okunan şiir yada düz yazı misali okuyan imamlar, namaza gelen Müslümanlara katkıda bulunamaz. Cuma inanlar için bir fırsattır, iman tazelemek, Müslümanlık şuuruna ermek için vesiledir. Kendimi bu konuda çok yetkili görmediğim için uzatmak istemiyorum, ancak değerli alimlerimizin bu konuda söyleyecekleri çok şey olduğuna inanıyorum.   Ortadoğu'da insanlar bize ağabey yada bir kurtarıcı gözü ile bakarken bunu halka ancak imamlar aracılığı ile aktarabiliriz. Halkı bilinçlendirmek, hutbelerde sarf edilen sözlerle mümkündür. Diyanet ülkenin dış politikasına hizmet etsin demiyorum. Ancak Yeni Osmanlı olmak için Diyanetin üstüne görev düşer ve bu görev yerine getirilmiyor.  "Değerli Yalnızlık" bizim için çok önemli ancak vatandaşa karşı değil. Dışarıda İbrahim misali tek başımıza hakkı savunalım hiç önemli değil yeter ki içimizde bizi anlamayan olmasın.  Son olarak; Diyanet bunları yapmak zorunda değil, imamlara yazılı dua gönderip onlar ezberletilsin demiyorum. Yapılması gereken gönderilecek yazı ile hutbede mazlum insanlar için 3 dakika dua edilmesi hususunda imamların bilgilendirilmesi. İmamların okudukları hutbeyi içlerine nasıl sindirdiklerini anlamakta mümkün değil ya neyse. Allah zalimlerden önce bizleri ıslah etsin, etsin ki biz kendimize çeki düzen verip. Allah'ın davasında bir nefer olalım. Bizler ıslah olalım ki Allah zalimleri hidayete erdirecek ise bu bizim elimizle olsun, helak edecek ise yine bu bizim elimizle olsun. Yoksa din Allah'ın, dava onun mesele bu davada çalışıp çabalama şerefine ermekte...  

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Mısır


        Başlarken; yazıyor olmam bu konular hakkında söz sahibi olduğumu göstermez. Kafamın içinde dönen cümleleri aktarmak, yazarak rahatlamak niyetim. İkinci olarak Müslüman birbirinin ayıbını açığa vuran değil aksine kapatan olmalıdır. Hangi ortamda olursa olsun, Müslümanı samimi bulmadığını söylemek vebaldir. Müslüman kardeşi için 70 bin mazeret bulsa azdır. Ben de yazdıklarım nedeni ile ithamlar altında kalıyorum, niyeti ancak Allah bilir. Biz hüsnü zan yapalım, bize yakışanda bu olacaktır.
       
       Mısır stratejik bakımdan Türkiye kadar önemli bir nokta, hatta daha değerli olabilirmiş. Devleti Aliye bu topraklarda değil de Mısır'da kurulmuş olsaydı bugün konumları daha farklı olurdu. Hilafetin bu topraklarda yüzyıllarca hüküm sürmesi Türkiye'ye ağabey görevi yüklemiş.
     
      İhvan-ı Müslimin hareketi Hasan El-Benna ile başladığı günden bu yana, İslamı anlatma görevini hem eğitimler ile hemde siyasi olarak üstlenmiştir. Bu hareket Filistin'de en cesur adımları atmış, Ürdün'de ve Suudi  Arabistan'da siyasi hiç bir faaliyette bulunamamış. Suriye'de 80'li yıllarda Hafız Esed ile en büyük katliamı yaşamışlardır.25 Ocak Devrimine kadar İhvan'ın ileri gelenleri senelerce tutuklu kalmış, devlete karşı ihanet suçları ile hüküm giymelerine rağmen, hiç bir zaman yakıp yıkmamıştır. İhvan-ı Müsliminin Filistin dışında silahlı kanadının olmaması onların şiddete yönelik tavırlarının apaçık göstergesidir.

    Söylemeden geçemeyeceğim, Mısır'da yaşananlar için 28 Şubat yorumu yapanlar bilmelidir ki; Türkiye'de Rabia Adeviye meydanı yok. Türkiye için 28 Şubat'ta Tahrir'e de gerek kalmamıştı. Biz ahir zaman ümmeti olarak ne kadar da çok ezilmiştik. Bugün Ümettin durumu doğan bir güneşi andırıyor.

     Bundan sonra ne olur? Mısır haklı haklı oldukları taleplerinden vazgeçmez ve direnmeye devam ederse. Ordu bunu idare edebilir, ancak dışarıdan bir baskının da olması gerekiyor. Suriye Arap Baharını yaşayan ülkeler için birçok dersin çıkarıldığı yer. Ordu ve Mursi yanlıları bunu göze alamayacak, batı da. İhvan söylemlerinde seçim çağrısı yapmak yerine Mursi'ye görevinin iadesini isteyerek, darbeyi kabullenmediğini ve en ciddi tavrı takındığını göstermiştir. Yapılan müdahale ve öldürülmelere karşı tepki vermemeleri de meşru zeminde, legal yollarla direndiklerinin göstergesidir.

     Ordunun darbe konusunda geri adım atması için gerekli olan dış müdahaledir. Türkiye'nin tek başına tavır takınması yeterli olmayacaktır. Suudi kralı ve BAE yetkililerinin açıklamaları onları saf dışı bıraktı. Davutoğlu bu konularda artık profesyonelleşiyor, sadece bu sefer biraz daha yalnız. Ancak Osmanlıcılık dediğimiz tam da burada devreye giriyor, Ak Parti buna talip oldu yada bu zaten onların görevi konusu tartışılır, yapmaları gereken zor arkalarında sadece onlara güvenip dua eden bir ümmet var.

    Müslümanlar artık uyanmaya başladı ve Allah onlara neler nasip ediyor. Ya bir de ayağa kalkıp yürürsek...


30 Nisan 2013 Salı

Ak Parti Konya Gençlik Kolları Dış Politika Raporu


DIŞ POLİTİKAYA DAİR
Konya bölgesinde yaşanan gençlere yönelik yapılan çalışmalarda öncelikle Dışişleri bakanı Ahmet DAVUTOĞLU ile birlikte dış politikaya olan ilginin arttığı ancak yeterli seviyeye ulaşılamadığı fark edilmiştir. Bölgede yaşayan gençlerin dış politikaya karşı ilgili oldukları yalnız bu ilgiye yeteri düzeyde cevap verilemediği görülmüştür Lisans öğrenci ve mezunlarında ise ülkemizin son yıllarda dış politikada daha aktif olunduğu ve manevra kabiliyetinin yükseldiği izlenimi hâkimdir.
Gençlerimiz, dış politikada taviz verilmemesini ve sergilenen performansın kabiliyetimizin altında olduğunu ve bunu daha üst seviyelere çıkarabileceğimizi düşünüyor. Dış politikada Osmanlıcılık arzu ve isteğini dile getiriyor. Bölgede yaşayan gençlerde, sergilenen dik duruşun karşılık bulduğu görülmüştür.
Gençler dış politikayı medya aracılığıyla takip etmenin dezavantajlarıyla karşı karşıya kalıp bakanlığın dış politikanın tanıtımında daha aktif rol alması gerektiğine inanıyoruz. Teşkilatlarımızın yine bu konuda üniversite öğrencileri ve akademisyenler ile ortak hareket etmesi, dış politikanın ülke gençliğine daha şeffaf anlatılması için çalışmaları yapılma önerisi dikkate alınmalıdır.
Bölge gençleri yaşanan olaylardan sonra sıfır sorun politikasının nasıl uygulanacağını merak ediyor. Stratejik ortakların tekrar gözden geçirilerek, ülkemize sosyal ve kültürel anlamda daha yakın demokratik hukuk devletleri ile hareket etmesi beklenmektedir.
İSRAİL
Bölgede yaşayan gençler, İsrail’in özründe dış politikanın etkisine inanmakla birlikte, bu özrün arka planında ABD’nin yaptırımlarının etkin olduğu kanaatindedir. Yine gerçekleşen saldırının uluslararası gündemde haftalarca konuşulmasına ithafen özrün de yine aynı şekilde uluslararası kamuoyuna açık bir şekilde yapılması beklenmektedir. Gençler İsrail’in özründen sonra tazminat ödeyeceğine yönelik samimiyetine kuşkuyla yaklaşmakta ve bu tazminatın ödenmeyeceğini düşünmektedir. Bölge gençliği İsrail’in Gazze’ye yönelik uyguladığı ambargonun kalkıp kalkmadığını merak etmektedir. Gazze’ye doğru hareket edecek yeni bir Mavi Marmara’nın gönderilmesi olasılığında İsrail’in tutumunun ne olacaktır sorusu da gençler tarafından dile getirildi.
SURİYE
Bölge gençliği şu anda takip edilen Suriye politikasını yeteri kadar medyada gündeme gelmediğinden dolayı fikir sahibi olamadıkları ve görüş bildiremedikleri görülmüştür. Suriyeli mültecilerin ülkemizde barındırılmasının tasvip edildiği, bunun maziden gelen bir kardeşliğin ifadesi olarak kesinlikle uygulanması gerektiğini belirtildi. Ancak ülke insanımızın refah seviyesinin daha yüksek olması gerektiği görüşü hâkimdir. Suriyeli muhaliflerin desteklenmesi konusunda ortak çalışılacak ülkeler arasında Suudi Arabistan ve Katar gibi krallıkla yönetilen ve batının söz sahibi olduğu ülkeler dışında daha demokratik ve bölge halkına yakınlığıyla bilinen ülkeler ile işbirliği çalışmaları yapılmalıdır.
Suriye’de bulunan yönetimin devrilmesiyle yaşanacak sıkıntılar ve takip edilecek politika merak konusudur. PYD’nin bölgedeki durumu ve gelecekteki tutumu hakkında gençlerin bilgilendirilmesine yönelik bir çalışma beklenmektedir.
AVRUPA’DAKİ IRKÇILIK   
Avrupa’daki Türklere yönelik sergilenen ırkçı tavırlara ülkemizin tutumu yeterli görülmemekte bununla ilgili daha aktif çalışmaların yapılması beklenmektedir.
AB İLE İLİŞKİLER
AB üyeliği konusunda üyeliği isteyen oranın gün geçtikçe düştüğü görülmüştür. Gençlerin %54’ü üyelik taraftarı iken yaşanacak yozlaşma ve gençlerin kültürlerinden kopma endişesi hâkimdir.
Bölge gençliği Avrupa’nın düştüğü ekonomik krizin üyelik halinde ülkemizi de etkileyeceğini düşünmekte ve AB gümrük anlaşmalarının Türkiye’ye ekonomik olarak çok fazla kâr ettirmediğini ihracatımızın bu anlaşmalarla ithalata dönüşeceği konusunda fikir beyan etmektedir.
Bölge gençliği AB üyeliğine alternatif olarak doğuya yönelinmesi gerektiğini Şangay 5’lisi ve D-8 gibi alternatiflerin gündeme getirilmesi taraftarıdır.
Gençlik ülkenin gelişimini tamamlayan devletler yerine yeni gelişmekte olan ve bu potansiyele sahip ülkelerle birliklerin kurulup bu yönde çalışmaların başlatılması taraftarıdır.
ORTA ASYA İLE İLİŞKİLER
Soydaşlarımız olan Orta Asya Türki Cumhuriyetleri ile ikili ilişkilerin ekonomik sosyal ve kültürel anlamda geliştirilmesi bu yönde çalışmaların hız kazanması dış politikadaki beklentilerden bir tanesidir.
GÜNDEM DIŞI KONULAR
Konya bölgesindeki gençler lobi çalışmaları başlatılması halinde ülkemize büyük kazançlar sağlanacağı, bu çalışmalar ile birlikte dış politikada daha hızlı yol alınacağı uluslararası organizasyonların ve özellikle spor organizasyonların daha kolay ülkemize getirileceği düşünülmektedir. Yapılacak lobi çalışmaları ile terör örgütlerine karşı lojistik destek sağlanabilir.2015’e Ermeni lobisinin hazırladığı sözde Ermeni Soykırımına karşı Dünya kamuoyuna diasporanın haksızlığı ülkemizin yapacağı lobi çalışmaları ile haksızlığı vurgulanmalıdır. Bölgedeki gençlik ABD ile stratejik ortaklığın geçmişi ve geleceği konusunda bilgilendirilmeli. İran ile ilişkiler konusunda somut bilgiler beklenmektedir. Yemen ve Libya’da yaşanan devrimlerin akıbeti gençler tarafından merak konusudur.
Raporu hazırlayan:
Neşet KIRDAR (Konya İl Gençlik Kolları Bşk. Yard. Dış ilişkiler Sorumlusu)

Ayşe ELMAS (Konya İl Genç. Kolları Y.K. Üyesi, Dış ilişkiler Birim Bşk. Yrd.)

Abdullah UÇAK (Dış ilişkiler Komisyon Üyesi)

Nurhan KOCATÜRK (Dış ilişkiler Komisyon Üyesi)

Aslıhan SARIHAN (Dış ilişkiler Komisyon Üyesi)

Büşra ÖZEN (Selçuklu İlçe Genç. Kolları Bşk. Yard. Dış ilişkilerden sorumlu)

Hatice AĞILCI (Karatay İlçe Genç. Kolları Bşk. Yard. Dış ilişkilerden sorumlu)

Arif Ertürk ATALAR (Meram İlçe Genç. Kolları Bşk. Yard. Dış ilişkilerden sorumlu)

Ömür YAŞAR (Selçuklu İlçe Genç. Kolları Y.K. Üyesi, Dış ilişkiler Birim Bşk. Yrd.)

1 Nisan 2013 Pazartesi

Süreç, Açılım vs.

      Türkiye'de gündemin ne kadar hızlı değiştiği su götürmez bir gerçek. Dünyanın farklı yerlerinde insanların yıllarca yaşadıkları gündemi bizler aylara sığdırabiliyoruz. Bu da hafızamıza zarar veriyor, bir arkadaşımın söylediğine göre insanlar kin, nefret gibi duygular beslemedikleri sürece hafızalarında son 7 ayı tutarlarmış. Gündemin hızı bizi biraz balık hafızalı yapıyor.
      Siyasilerin süreç olarak isimlendirdiği çalışmayı daha önce açılım adı altında yaşamıştık. Psikolojik harekatta kullanılan isimler de önemlidir. 1993 yılından günümüze kadar PKK terör örgütü, Kürt Sorunu, Açılım vs. diyerek ifade edildi. Yapılan çalışmalara verilen isimler çok önemli, önce Oslo'da görüşüldü, sonra açılım yapıldı, şimdi çözüm süreci işliyor. Muhakkak herkes bu terörün bitirilmesini istiyor, ülkede toprak kadar aziz bir diğer konu şehitlerimizdir. Şehit yakınlarının özellikle yetimlerinin gönül hoşnutluğudur.
      Hükumet bu sorunu çözmek için dirayetini göstermiş, kararlığını ortaya koymuştur. Bu sürece muhalefet edenler ise bu sorunun arkasında yabancı devlet ve istihbarat teşkilatlarının olduğunu apaçık görüyorlar. Sadece uyuşturucu pazarı milyar dolarlarla ifade edilen bir rant söz konusu. Çözüm süreci iki taraflı, bir tarafta destek verenler bir tarafta ise karşı olanlar yer alacak. Uygulanan yöntemi eleştirenler çözüm üretmedikleri yada alternatif sunmadıkları sürece dikkate alınmayacaklar.
      Bu çözüm sürecine şahitlik etmesini istediğim tek isim varsa o da Ahmet Kaya'dır. Bugün aramızda olup şarkıları, şiirleri ile maddi manevi sürece destek vermesini arzu ederdim. Maalesef bugün aramızda böyle bir sanatçı yok. Sanat ve sanatçı toplumu yönlendiren, uygarlık ve medeniyeti, barış ve savaşı alevlendiren iki etkendir. Dolmabahçe'de yemeğe katılıp açılımı dinleyenler bugün nerede? Sanatçı halkın menfaati için inisiyatif almak zorundadır, bunu günümüzde yapabilen sanatçının kalmaması ise ülke için büyük bir eksikliktir.
      Siyaset zor iş. Bugün bir takım işlere imza atarsınız ancak bunun karşılığını gelecekte alırsınız. Bu konuda yakın tarihten II. Abdülhamit (cennet mekan) büyük bir örnektir. Hudeybiye antlaşması da keza ilk bakışta sahabe tarafından, gereksiz tavizlerin verildiği iddia edildi. Kısa vadede ise durumun böyle olmadığı anlaşıldı. Kısaca kimin haklı kimin haksız olduğunu zaman gösterecek ama bu terörün bitmesi Türkiye'nin önünü daha iyi görüp uluslararası arenada daha aktif hale gelmesi ve hedeflediği muasır medeniyetlere doğru, ayağında bir bağ olmadan, emin adımlarla ilerlemesi gerekiyor.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Fehmi Hüveydi



12.Ocak tarihinde Medeniyetler İttifakı Konferansları kapsamında Mısırlı Gazeteci-Yazar Fehmi Hüveydi, Konya’da "Arap Uyanışı", "Mısır ve Ortadoğu" konulu konferansından izlenimlerim. Konferansa Konya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliği yaparken; Selçuk Üniversitesi, Konya Necmeddin Erbakan Üniversitesi, KTO Karatay Üniversitesi ve Mevlana Üniversitesi de katkıda bulundu. Simultane çeviriyi Konya Necmeddin Erbakan Üniversitesi Öğr. Gör. Dr. Şehabeddin Kırdar yaptı. Salonda bulunanların çoğunluğunu İlahiyat Fakültesi öğrencileri oluşturuyordu, gençlerin birçoğu ilk defa böyle bir programa katıldığını hal ve hareketlerinden belli etti. Salonda Hüveydi’nin sesinden çok Kırdar’ın sesi yankılanıyordu. Hatta bunu Hüveydi de fark etmiş olacak ki bir ara “Orada benimle yarışan birisi var” dedi.
Aldığım notlar:
İlk olarak Arap Baharını; Arap dünyasının siyasete dönüşü olduğunu ve sömürgelere karşı bir başkaldırıdır. Ortadoğu da ihtiyaç duyulan şeyin barış olmadığını, insanların adalete ihtiyaç duyduğunu belirtti. 
Mısır değişikliğin kalbidir, Mısır devlet değil annedir. Bölgede dikkat edilmesi gereken şey nüfus, tarihi geçmiş vs. üç ülkenin bünyesinde bulunuyor. Mısır, Türkiye ve İran nüfusları sırası ile 94,74 ve 75 milyon olan bu ülkeler bölgede söz sahibidir. Bu sözü edilen 3 ülke “kuvvet 3’lüsü olarak ifade ediliyor”
40 yıl hükümete ortak olmayan kimseler belli acemilikler yaşayacaktır. Arap ülkeleri olarak biz Erbakan dönemi yaşamadık ve bu tecrübe kazanılmadan Erdoğan dönemi yaşanamaz.
Basın ise tek bir millettir ve yalanın ülkesi yoktur.
Türkiye’de Ordu cumhuriyeti kurdu, sonrasında yaşanan darbeler ile, en sonuncusu 1999’da Erbakan’a yapılan post modern darbedir, siyasetin bir parçası oldu. Mısır da bu böyle değil.
Yapılan devrim ile Mısır artık daha önceden olduğu gibi İsrail’in stratejik hazinesi olmaktan çıkmıştır. 2008 yılında Mübarek’i göndermeyiz açıklaması yapan İsrail bunun kendi elinde olmadığını anladı
2013 yılı 3 açıdan önemlidir. Mısır’da birkaç ay içerisinde yapılacak olan seçimler. Suriye’de daha fazla dayanamayacak olan Esad’ın akıbeti ve sonrası. Irak’ta yaşanan gerginlik, Sünni ve Şiilerin durumu, merkezi hükümet ile kuzey yönetimi arasında yaşanan sıkıntılar vs.
Bizler Müslümanız, Şiiler hakkında kesin kararı verecek olan yalnızca Allah’tır. Bu bölgede Şii oldukları için Irak ve İran ile girilen her çatışma sadece bölge halkına zarar verecektir. Daha önceleri Irak halkı vardı ve bu kadar sıkıntı yaşanmıyordu. Amerika geldi ırak halkını Sünni, Şii, Kürt ve Türkmen diye ayrıştırdı. O zamandan beri Irak toparlanamadı, bundan ders çıkarılması gerekiyor.  
  Soru Cevap Kısmında verdiği cevaplar:
Arap Baharını kimse planlamadı.
Halk ne istediklerini tam olarak bilmeseler de neyi istemediklerini çok iyi biliyorlar.
Arap Baharının bir lideri yada başkanı yok.
Tunus’ta kendisini yakan Muhammet Buazizi’ye kimse engel olamadı.
Mısır’da referanduma katılıma oranının düşük olmasını bir yıl içinde yapılan 4 seçim açıklar. 90 milyon nüfusa sahip olan Mısır bir yılda 4 seçim yaptı, insanlar ilk seçimlerde heyecanlıydı, ikinci seçimde ümitli, üçüncü seçimde yavaş yavaş kopmalar yaşandı. 4. Seçimde katılımın düşük olması gayet normal. Yaşlı kimseler var uzun süre seçim kuyruklarında bekleyemeyen.
Sorulan birkaç soruya da cevap vermedi. Bunlar Türkiye ve Erdoğan hakkında yöneltilen sorulardı. İzleyicilerin acemi olduğu bu sorulardan bile kendisini belli etmişti. Birkaç soruda cevabını bildiğiniz soruları sormayın diyerek buna vurgu yaptı. ( Tayyip Erdoğan’a Mısır’da nasıl bakılıyor? Vb.)

14 Ocak 2013 Pazartesi

Arap Baharı ve Sonrası



            Dünya tarihinde bazen yaşananlara anlam veremezsiniz. Hiç beklenmeyen bir anda önemsiz görünen bir olay tarihi tamamen değiştirebilir. Tunuslu genç Muhammed Buazizi'nin kendisini yakması kocaman bir coğrafyada yıllarca süre gelen diktatörlüklerin yıkılmasına sebep oldu. Yaklaşık 3 yıl önce başlayan Arap Baharı için bir çok cümle kuruldu, halkın neden böyle bir yola başvurduğu tartışıldı üstelik planlı olmayan bu akımın doğuracağı sonuçlar hesaplanmamış, diktatörler sık sık batının bu olaylarda parmağı olduğunu dile getirirken Mısırlı yazar Fehmi Huveydi “İnsanlar ne istediklerini bilmiyorlar ancak ne istemediklerini artık çok iyi biliyorlar.” diyerek akımın çözümlemesini çok güzel yapıyordu. Aslında Kaddafi böyle olacağını Saddam Hüseyin asıldıktan sonra Şam'da Arap Birliğinde dile getirmişti. (Videonun Türkçe alt yazılısını bulamadım.)


                Yaşanan baharın ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı üzerine birçok tartışma yapıldı. Bölge halkı, özellikle bahardan etkilenmeyen kısım, bunun bir batı oyunu olduğu söylemine çok inandı. Sonuçta bölgede İsrail ve birçok batı ülkesinin ajanları cirit atıyordu. İsrail batı için önemliydi ve yöneticilerin halk tarafından seçilmesi demek İslami ağırlığı olan kesimlerinde söz sahibi olması demekti.
                Soğuk savaş döneminin etkisi hala bölgede hissediliyor. Bölge ülkelerinde ortalama 4 kişiden birisi ülke istihbarat birimleri ile ilişkili bu demek oluyor ki bölgede söz sahibi olacak kimseler soğuk savaşın bittiğini benimsemeli. Eskiden olduğu gibi dış etkiler casusluk oyunları ile ülke siyasetlerine karışmıyorlar.
                Darbe ve devrim arasında birçok farklılık vardır. Devrimi halk yapar, garip, ezilmiş, mazlum olan kimseler yapar. Devrimci lüks hayatı hiç tatmamış kimsedir ancak darbe böyle değildir. Darbenin birden çok ayağı olur. Medya, asker, akademisyenler ve ekonomik güce sahip olan kimseler belki de hiçbir zorluk ile karşılaşmamış kimseler tarafından darbe yapılır.  Devrim yapmak darbe yapmaktan bin kat daha zordur ve Arap Baharında olanlar darbe değil devrimin ta kendisidir.
                Batı devrimlerde çok taraflı olmasa da bundan sonrası için muhakkak hamlede bulunacaktır. Bundan sonrası için önemli nokta budur. Türkiye olarak tecrübelerimize dayanarak söylemek gerekirse ekonomi düzelmeden uluslararası arenada söz sahibi olmak oldukça zordur.
Devrim yapan halk öz güvenini kazanmış bundan sonrası için önüne bakmak istiyor. Kazanılan öz güven göreve gelen her hükumeti devirme gücünü kendinde bulacaktır. Bunun yanına batının entrikalarını da göz ardı edemeyiz, batı artık müdahaleyi ekonomik yollarla yapacaktır. Yönetimin kimde olduğunu umursamadan kendisini, girmiş olduğu ekonomik dar boğazdan, kurtarmak için yeni pazar arayışlarına girecekler. Yer altı zenginlikleri çok önemlidir, çıkaramadıktan sonra hiç birinin önemi kalmaz. Petrolden örnek verecek olursak Ortadoğu’da satılmadıktan sonra benzin koyup kullanacak bir araba üreten sanayileri bile yok. Doğal gaz ihtiyacı Avrupa’ya nispeten daha az.
Yeni Mısır, Libya, Tunus ve sırasıyla diğer ülkeler Arap Baharının hemen sonrasında ekonomiye odaklanmalı ellerinde ki insan kaynaklarını, yeraltı zenginliklerini ve coğrafi konumlarını en iyi şekilde değerlendirip halkın refah seviyesini yükseltmeli. Bunun yanında bölge ülkeleri ile ilişkilerini koparmayarak ortak değerlere sahip çıkılmalı ve batıya güneşin her zaman doğudan doğduğu hatırlatılmalıdır.

İmralı


Gündeme bomba gibi düşen Başbakanın yaptığı açıklama hala yankısını sürdürüyor. AK Parti hükumeti göreve geldiği 2002 tarihinden itibaren bu tarzda birçok radikal karar aldı. İmralı görüşmeleri de bunlardan birisi. Hepimizin bildiği hatta başbakanın ara sıra dile getirdiği, terör örgütünün yabancı ülkelerden destek aldığı, birçok finans kaynağının bulunduğu ve sadece bununla da kalmayıp ülkelerin terör örgütüne silah ve teçhizat sağladığı kuşku götürmeyen bir gerçek. Terör örgütü her ne kadar kendi iç meselemiz gibi görünse de dış politikayı yakından ilgilendirmektedir.
             Görüşmelerin hükümet tarafından değil de devlet görevlileri tarafından yapılması da siyasette ustalık dönemini yaşayan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir mahareti olarak karşımıza çıkıyor. Bunun hükümetin seçimlerde kullanılacak bir argümanı olmadığını devletin kendi içinde kanayan yaraya merhem olduğunu ve çizilen sınırların yetkililer tarafından belirlenmediğini yani görüşmeyi yapan kişilerin sınırların dışına çıkamayacağını da gösterir.
            AK Parti kadroları göreve geldiği günden bu yana çalışmalarını “Biz elimizden geleni yapalım” prensibi ile yürütmüş bu radikal kararların alınmasına sebep olmuştur. AB üyeliği konusunda izlenen yol ve çabaların karşılıksız kalması, Annan Planına destek vererek büyük tepki toplamış ancak Nisan 2004’de KKTC ve GKRY’nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan Türk tarafından %64,91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının %75,38’i red şeklinde olduğundan hayata geçirilememiş. Sorumluluk Rum Yönetiminde kalmıştır. Ermenistan ile düzeltilmeye çalışılan ilişkilerde de bu strateji benimsenmiştir. Son olarak Demokratik Açılım hakkında konuşacak olursak sürecin sabote edilerek baltalandığını gördük. Burada da hükumet elinden geleni yapmaya çalışmış ancak karşı tarafın adım attığını göremeyince çözüm adına hiçbir şey yapılamamıştır.
            Bugün yeni başlayan sürecin belki de son fırsatlar olduğu unutulmamalı. Ortak bir payda da buluşularak çözüme kavuşulmalıdır. Bu süre zarfında İsrail ve İran göz ardı edilmemelidir. Tel Aviv yönetimi, terör örgütüne Kuzey Irak’ta en büyük desteği veren İsrail-Kürt Dostluk Derneği Başkanı Davut Dağıstani’yi ‘acil’ koduyla görüşmeye çağırdı. Tahran ise Kandil ile bir şekilde irtibata geçip durumu yakından takip etme kararı aldı.
            Son olarak Paris’te yaşanan cinayetler de suyu bulandıran son hamleler. Şahsen ben Başbakan başta olmak üzere, Hakan Fidan ve ekibine güveniyorum. Süreç nasıl sonuçlanır bilemem ancak bu tarz çözümlerde iki tarafında bir birlerine yaklaşmaları gerektiğine inanıyorum. Aynı zamanda karşı tarafa son dönemde yapılan askeri operasyonlar verdikleri kayıplar sık sık hatırlatılmalı, bu treni kaçırmamaları gerektiğine inandırılmalıdır.
            Bugün Diyarbakır'da yapılan yürüyüşte karşılıklı saygı çerçevesinde iki tarafında sağ duyuyla yaklaşması güzel bir haber. Yapılacak cenaze törenleri de bir o kadar önemli olduğu unutulmamalıdır.