Dünya tarihinde bazen yaşananlara anlam veremezsiniz. Hiç beklenmeyen bir anda önemsiz görünen bir olay tarihi tamamen değiştirebilir. Tunuslu genç Muhammed Buazizi'nin kendisini yakması kocaman bir coğrafyada yıllarca süre gelen diktatörlüklerin yıkılmasına sebep oldu. Yaklaşık 3 yıl önce başlayan Arap Baharı için bir çok cümle kuruldu, halkın neden böyle bir yola başvurduğu tartışıldı üstelik planlı olmayan bu akımın doğuracağı sonuçlar hesaplanmamış, diktatörler sık sık batının bu olaylarda parmağı olduğunu dile getirirken Mısırlı yazar Fehmi Huveydi “İnsanlar ne istediklerini bilmiyorlar ancak ne istemediklerini artık çok iyi biliyorlar.” diyerek akımın çözümlemesini çok güzel yapıyordu. Aslında Kaddafi böyle olacağını Saddam Hüseyin asıldıktan sonra Şam'da Arap Birliğinde dile getirmişti. (Videonun Türkçe alt yazılısını bulamadım.)
Yaşanan
baharın ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı üzerine birçok tartışma
yapıldı. Bölge halkı, özellikle bahardan etkilenmeyen kısım, bunun bir batı
oyunu olduğu söylemine çok inandı. Sonuçta bölgede İsrail ve birçok batı
ülkesinin ajanları cirit atıyordu. İsrail batı için önemliydi ve yöneticilerin
halk tarafından seçilmesi demek İslami ağırlığı olan kesimlerinde söz sahibi
olması demekti.
Soğuk
savaş döneminin etkisi hala bölgede hissediliyor. Bölge ülkelerinde ortalama 4
kişiden birisi ülke istihbarat birimleri ile ilişkili bu demek oluyor ki
bölgede söz sahibi olacak kimseler soğuk savaşın bittiğini benimsemeli. Eskiden
olduğu gibi dış etkiler casusluk oyunları ile ülke siyasetlerine karışmıyorlar.
Darbe
ve devrim arasında birçok farklılık vardır. Devrimi halk yapar, garip, ezilmiş,
mazlum olan kimseler yapar. Devrimci lüks hayatı hiç tatmamış kimsedir ancak
darbe böyle değildir. Darbenin birden çok ayağı olur. Medya, asker,
akademisyenler ve ekonomik güce sahip olan kimseler belki de hiçbir zorluk ile
karşılaşmamış kimseler tarafından darbe yapılır. Devrim yapmak darbe yapmaktan bin kat daha
zordur ve Arap Baharında olanlar darbe değil devrimin ta kendisidir.
Batı
devrimlerde çok taraflı olmasa da bundan sonrası için muhakkak hamlede
bulunacaktır. Bundan sonrası için önemli nokta budur. Türkiye olarak
tecrübelerimize dayanarak söylemek gerekirse ekonomi düzelmeden uluslararası
arenada söz sahibi olmak oldukça zordur.
Devrim yapan halk öz güvenini kazanmış bundan sonrası için önüne bakmak istiyor. Kazanılan öz güven göreve
gelen her hükumeti devirme gücünü kendinde bulacaktır. Bunun yanına batının
entrikalarını da göz ardı edemeyiz, batı artık müdahaleyi ekonomik yollarla
yapacaktır. Yönetimin kimde olduğunu umursamadan kendisini, girmiş olduğu
ekonomik dar boğazdan, kurtarmak için yeni pazar arayışlarına girecekler. Yer
altı zenginlikleri çok önemlidir, çıkaramadıktan sonra hiç birinin önemi
kalmaz. Petrolden örnek verecek olursak Ortadoğu’da satılmadıktan sonra benzin
koyup kullanacak bir araba üreten sanayileri bile yok. Doğal gaz ihtiyacı
Avrupa’ya nispeten daha az.
Yeni Mısır, Libya, Tunus ve
sırasıyla diğer ülkeler Arap Baharının hemen sonrasında ekonomiye odaklanmalı
ellerinde ki insan kaynaklarını, yeraltı zenginliklerini ve coğrafi konumlarını
en iyi şekilde değerlendirip halkın refah seviyesini yükseltmeli. Bunun yanında
bölge ülkeleri ile ilişkilerini koparmayarak ortak değerlere sahip çıkılmalı ve
batıya güneşin her zaman doğudan doğduğu hatırlatılmalıdır.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder