24 Aralık 2012 Pazartesi

Haziran 2007 Umre


MESCİDİ NEBEVİ 


EBEH MORİTANYALI BİR ARKADAŞIM
3. SINIFTA İKEN EVLENDİ SONRA BİR OĞLU OLDU. YAZ TATİLİNDEN SONRA ÜRDÜN'E DÖNMEDİ BİR DAHA ULAŞAMADIM KENDİSİNE AMA HALA GÖNLÜMDE MUHABBETİ VAR. ALLAH YARDIMCISI OLSUN...


O ZAMAN ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARIN ÇOĞUNA ULAŞAMADIM.

   KUBBET EL-HADRA MANZARASI


CENNET EL-BAKİ GİRİŞİ KUBBET EL-HADRA MANZARASI


Üniversiteden iki otobüs ile kutsal topraklara doğru hareket etmiştik. Sınıra kadar telefonla konuşmuştum, sevdiğim ve beni sevdiğini bildiğim tüm tanıdıklarımı aramış sevincimi paylaşmıştım. Yol boyunca sık sık hicaz demir yoluyla karşılaşmış yan yana yolculuk etmiştik. Aklıma önce cennet mekan Abdülhamit Han geldi, İstanbul Haydar Paşa tren garı... Çölün ortasında bundan 90 yıl önce sadece bu demir yolları vardı. Sonra Akif aklıma gelmişti, Çanakkale Şiirini burada yazmıştı. Bu ateş gibi kumların üstünde haber aldığı zaman 
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 

diye başlayan dizelerle, Kuşcubaşı Eşref bey şahitti nasıl yazıldığına. Son olarak Fahreddin Paşa düştü aklıma kalan son bir nefes ile ona yandım, onu andım. Sınırları atlatana kadar yazdım, düşündüm. Sınır geçtikten sonra bir Türk lokantasında mola vermiştik. Sevinmiştim..
Sonra Öğlen namazları okunurken Medinemize Medine-i Münevver'e ulaştık. Hemen eşyalarımızı otele yerleştirip oraya koştuk namaza yetiştik mi yetişemedik mi hiç birini hatırlamıyorum.

Sonrası da yok... Ne yazdım ne düşüne bildim. Sadece dualarım vardı... Bir daha ki gelişimde yanımda görmek istediğim kişiler için ettiğim dualarım...

19 Aralık 2012 Çarşamba

Arkadaşlık Üzerine II

Mümin, gücü yettiği kadar din kardeşinin kusurlarını örtmelidir. Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur: 

"Kim bir kardeşinin ayıbını örterse; Yüce Allah da onun dünya ve ahirette ayıplarını örter."
Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur: 
"Kim kardeşinin bir ayıbını örterse, sanki canlı olarak toprağa gömülerek öldürülen bir kız çocuğunu ölmeden hayata döndürmüş gibi sevap alır."

İbn-i Şirin: "Kamil bir insan, din kardeşinin yetmiş tane kusurunu görür; fakat hepsine bir mazeret arar. Eğer bir özür bulursa, bu ona yeter; bulamazsa -Herhalde kardeşimin benim bilmediğim bir özrü var ki bunu işliyor- der." 

Süfyan-i Sevri: "Bir kimse ile Allah için kardeş olmak istediğin zaman, ona kız. Sonra, gizlice bir adam gönder, ona senin hakkında haberler sordur; eğer o senin hakkında hayır söylerse, onunla arkadaş ol." 

Bir başkası da şöyle demiştir:
"Deneyip tecrübe etmeden kimseyle kardeşlik kurma. Önce ona bir sır ver; sonra kendisine biraz eziyet et ve onu kızdıracak bir iş yap; peşinden bak: Eğer sırrını başkalarına yayarsa, ondan sakın." 

Beyazid-i Bistami'ye: "Kiminle arkadaşlık edeyim?" diye sorulunca, şu cevabı vermiştir:
 "Senden Allah-ü Teala'nın bildiği gizli kusurlarını bildiği hâlde, 
Allah’ın gizlediği gibi, kusurlarını gizleyen kimse ile arkadaş ol." 

Zünnun-i Mısrî : 
"Seni hiç günah işleyemeyen birisi olarak görmek isteyen kimsenin arkadaşlığında bir hayır yoktur." 

Alimlerden birisine: "Kiminle arkadaşlık yapmalı?" diye sorulunca; 
şu cevabı vermiştir:
"Seni gücünün yetmediği işlerin altına sokmayan ve aranızda hatır koruma sıkıntısını kaldıran kimse ile arkadaşlık yapın." 

Cafer b. Muhammed es-Sadık: 

"Bana kardeşlerimin en ağır geleni, kendisi için bir sürü sıkıntıya girdiğim ve hatırını gözetmek için kendimi zorladığım kimsedir. Onların kalbime en hafif geleni ise, onunla beraberken, tek başıma olduğum gibi rahat davrandığım kimsedir."

13 Aralık 2012 Perşembe

Arkadaşlık Üzerine I


            İnsan dünyaya geldiği ilk andan itibaren bir gizem peşinde koşar,  gizlediği bir takım şeyleri paylaşma hissi hep bu gizem sevdası yüzünden. Arkadaşlık hangi kelimeden türemiş, nerede ne zaman kullanılmaya başlanmış hiç önemli değil. İnsan bu dünyada olduğu sürece saklanan ve gizlenen gerçekler de olacaktır, sır tutması gereken arkadaşlar da. Arkadaşlık, dostluk, yarenlik, kankalık vs. bunlar iki insan arasında oluşan muhabbetin farklı boyutlarıdır.
            Lise yıllarımda çok sevdiğim bir ağabey İmam Gazali’nin ‘Bana Arkadaşını Söyle’ kitabını hediye etmişti. O kitabı okuduğum zaman çok şaşırmış, uzun bir süre etkisinden kurtulamamıştım. Kitapta Asr-ı Saadet döneminde ki arkadaşlıklardan söz ediyor; iki arkadaşın ayrı kişilere bin dirhem borcu vardı, ikisinin de geline birbirlerinden habersiz biner dirhem geçti, her biri diğerinin borcunu ödedi. İmam diyor ki o zamanlar biz arkadaşlarımızın evine girer yemek yer sonra çıkıp giderdik. Arkadaşı borç istediği zaman kişi ne kadar istediğini sormaz cüzdanını uzatır, ihtiyacı kadarı alacağını bilir ve onu mahcup etmezdi. Bunlar ne yazık ki asırlar öncesinde kalmıştı, artık insanlar ihanet etmekte sınır tanımıyorlar.
            Günümüzde ise arkadaşlık çok farklı bir boyut kazandı. Eskiden nasıldı bilmiyorum ama bugün oturup muhabbet ettiğim gençlere, akranlarıma dostlarını denemelerini tavsiye ediyorum. Tabii denemek onu şeytan ile baş başa bırakmak değil, bir oda da fark etmeden parasını bırakmış gibi yaparak, onu alıp almayacağını kontrol etmek yakışık almaz. İnsan ne kadar iyi olursa olsun, o an için maddi durumu kötü olan bir kimse şeytana uyabilir, daha sonra da büyük pişmanlıklar yapabilir. Önemli olan arkadaşın karakteri, şahsiyetidir. Farklı kimselerin yanında size nasıl davrandığıdır, sözünde durup durmadığıdır. Sadakat arkadaşlığın temel taşıdır, hepimizin aklına gelir arkadaşımız için bir şeyler yaparken bunu hak ediyor mu, diye sormak, bunu düşünmenize rağmen devam ediyorsanız sadık olursunuz.
            Sadakat  yapılan hareketler ile olur, arkadaşlığın temel taşıdır dedim. Ancak arkadaşları bir arada tutan sırdır. En başta dediğimiz gibi insanoğlu ne kadar çok gizemi severse sevsin bunu içinde tutmayı da beceremez, aktarıp rahatlamak ister. Günümüzde “sana bir sır vereyim mi?” diye saçma bir soru meydana çıktı. Oysa çok eskiden kişi arkadaş olmaya niyetlendiği yiğide “sırrın sırrımda gizlidir” der. Eğer karşı tarafta niyetli ise sırrını paylaşır, kişi de ona bir sırrını vererek arkadaş olurlar.
            Peygamber efendimiz “ben aranızdan arkadaş seçecek olsam muhakkak ki Ebubekir’i seçerdim” buyuruyor. Bu herkesin bir dosta, arkadaşa ihtiyacı olduğunun bir göstergesi ayrıca Hz. Ebubekir (ra) sadakatine bir emsal teşkil eder.
            Hayırlı eş, hayırlı evlat ne kadar önemli ise hayırlı bir arkadaşta bir o kadar önemlidir. Kardeşlik zorunlu bir bağ iken arkadaşlık seçilmiş kardeşliktir. Hz. Ali (ra) “Arkadaş, sen yokken arkadaşlık şartını yerine getiren kimsedir.” Buyurmaktadır.
            Son olarak arkadaş büyük bir nimettir, sen kör olduğun zaman o görür. Sen düşünemediğin zaman o yol gösterir. Sen hataya yeltendiğin zaman o seni tutar çevirir…
            …

7 Aralık 2012 Cuma

Gurbet Üzerine


İnsan, bedeni olarak diğer yaratıklardan hiçbir farkı yoktur. Yaradan dünyayı kainatı ve içindekileri, gökleri yeri ve arasındakileri insana tahsis etmiş, onun hizmetine vermiştir. Dünya ve içinde ki her şey bizim hizmetimize verildiğine göre neden insanlık yeryüzüne indiği zaman sıkıntılara maruz kalmış? Neden sığınacak yerler, kendini savunacak silahlar üretmek zorunda kalmıştır? Tüm bunları emrimize tahsis eden Allah (c.c.), ol demesi ile her şey oluverir iken, neden dünyayı ilk andan itibaren günümüz koşullarında yaratmamış?
Evden uzun bir yolculuğa çıkacak olan aile reisi, evi emanet ettiği çocuk yada eşinden ne ister? Onun eve sahip çıkmasını ve ev halkına iyi davranmasını öğütler. Evin emanet edildiği kimse aile reisinin halifesidir. Halef emanet aldığı şeye sahip çıkmakla yetinmez onun üzerinde söz sahibidir aynı zamanda, tasarruf ve yetki kendisinde olur. Gerçek sahibinin sınırlarını koruyup gözeterek tabii.
Bakara suresinin 30. ayeti kerimesinde; “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti.” İnsan yeryüzüne bir emanetçi, bir halife olarak gönderilmişti. Bu insanların Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde, yeryüzünü imar edeceklerini, güvenliği sağlayıp, adil davranmaları gerektiğinin göstergesi idi. Ayette yeryüzünde bir halife yaratacağını söyledi yaradan, bu insanların yeryüzünde yaratıldığını da ispat eder miydi? Hayır, ilk insan Hz. Adem (a.s)’ın gökyüzünde, balçıktan şekillendirildiğini ve hayat emaresi veren ruhun da burada üflendiğini öğreniyoruz. Yani insanoğlu dünyada gurbette idi, asıl yeri burası değil yaratılmış olduğu gökyüzüydü.
Dünya da doğduğumuz yerden ayrılırken yaşadığımız sıkıntıları düşünelim. Günümüz de teknolojinin sağladığı kolaylıklar bundan 50 yıl öncesinde yoktu. Dünyaya geldiğimiz yeri hiç görmesek bile bizde derin etkiler bırakması, oraya duyulan özlem ve hasret, şiirlere destanlara yansımakla kalmamış, halı ve kilimlere de dokunmuştur. Bugün gençlerin önemsemediği birçok nokta, geçmişte yaşayanlarda derin izler bırakmış, onların hayatlarını etkilemekteydi.
Allah öyle güzel yaratmış ki; topraktan oluşan beden yine topraktan beslenip toprağa dönerken. Kaynağı gökler alemi olan ruh yine gıdasını gökten alarak, oraya dönecektir. İnsanoğlu için gurbet ne kadar acı ve çileler ile dolu olursa olsun. Huzur ancak ana vatanda, göklerin derinliklerin de olacaktır. Bazen sebebini bilmediğimiz can sıkıntılarımızın nedenleri arasında oraya duyulan özlem vardır.
Gurbet insanı olgunlaştıran, ufkunu açan yerdir. Hayat gurbette öğrenilir. Dünya hayatının da bir gurbet olduğunu unutamayanlardan eylesin yüce Rabbim. 

5 Aralık 2012 Çarşamba

Evlilik Üzerine


            İnsanoğlu işte hangi yaptığına akıl sır erer ki! Hangimiz çocukken büyümek, büyükken çocukluğumuza dönmeyi istemedik. Hayatın içinde olanlar bunu açıkça görmektedirler, insan elinde olmayana meyleder. Nefis insana her zaman daha mutlu olacağı noktayı gösterir, kıvırcık saçlı kişi saçını düzlemek için bin bir eziyete karşı sabreder, saçı düz olan kıvırcık olsun diye çabalar. Teni beyaz olan esmer olmak denize solaryuma girer, esmer olan beyazlamak için çabalar vs. bunlar günümüzde kolay olsa da daha 30 yıl öncesine kadar insanlar bu saydıklarımızı elde etmek için acı çekerlerdi. Evlilikte öyle… Bekar evlenmek ister, evli bekar olabilmek. Bunlar tamamen nefsin telkinleridir. Kişi yaradılış gayesine uygun olarak bunlarla uğraşmak yerine hayatına odaklanmalıdır. İslami açıdan bakıldığında evlilik inanlar için bir nimet, fırsat ve sonsuz mutluluğun kaynağı, cennetin anahtarıdır.
            Günümüzde yaşanan sıkıntılar açıkça ortada, insanların evlilik öncesinde görüşmelerine rağmen evlendikten 5-6 ay sonrasında soluğu mahkeme kapılarında almaları. Aldatma oranlarının artışı, maneviyatın çöktüğünün en büyük delilidir. Bu konu hakkında yazılıp çizilenler fazlasıyla olmuştur. Görücü usulü olan evliliklerde aslında bundan farksız değildir, sonuçta insanlar gördükleri ve duyduklarından etkilenirler. İsveçli bilim adamlarına söyleyeyim, bir daha araştırmalarını evli birkaç çift alıp onlara romantik yada hiç romantik olmasa da birkaç Türk dizisi izlet sinler  dizilerde görülenin aksine akşam erkek eve yorgun argın gitsin. Kadında sabahtan evi temizleyip, yemek yapmanın vermiş olduğu yorgunluk ile perişan bir halde karşılasın kocasını, bu evlilik ne kadar sürer. Çok merak ettim şimdi.
            Kim ne derse desin, ne erkekler eskisi gibi yoruluyor nede kadınlar eskiden yaşadıkları sıkıntıları çekiyorlar. Gelin kaynana kavgaları meşhurdu, bir efsane gibi çektirilen eziyetler kulaktan kulağa yayılırdı. Daha en fazla 30 yıl öncesinde gelin sınıfında ki kaynana bugün geleceğin kaynanası olan gelinine çektirmekle meşgul olurdu. Ah o diziler, yine aynı kapıya çıktık, günümüzde diziler gelinlerin neler beklemesi neler yapması gerektiğini fısıldıyor onlara. Eve gelen erkeğin elinde çiçek yüzünde gülücükler açmalı, eve dinlenmek huzur bulmak için değil de romantizmi doruklarında diziler misali yaşamak için geldiğine inanıyor evin hanımı.
            İfrat muhakkak Tefrid'i doğurur. Siz evde ne kadar romantik bir erkek beklerseniz, o erkekte evde o kadar maço olmaya çalışacaktır. Hepimizin hayranlıkla izlediği dizilerde de bu böyle oluyor, hatta maço olmaya çalışan erkek her defa kaybeden tarafta oluyor.
            Bizim için “en güzel örnek” olan peygamber efendimizin ev hayatını hiç birimiz bilmiyoruz, bilenlerimiz de uygulamıyor.
            Çenem düştü, çok uzattım…
            Evlilik güzeldir. İki farklı insanın ortak noktalarını bulmaları, güzel çocuklar dünyaya getirip Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmaları, yer yüzünün halifesine yakışan, bozguncuların karşında durup, imarına kalkışmalı. “Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti kerimesi her şeyi anlatmaya yetiyor. Hepimiz göçüp gideceğiz, nasıl ki bize gelen birini güzel hatırlamak isteriz, dünyaya güzel bir seda bırakmak için geldik.
           
            Baylara nasihat:
-         Kadınlar konusunda Allah’tan hakkıyla korkun. Haklarına riayet edin.
-         Peygamber efendimizin yaşantısını örnek alın.
-         Eve ne getirirseniz o pişer, patlıcan getirip et beklemeyin.
-         Eşinizle her şeyinizi paylaşın. Dertleşin.

Bayanlar evlendikten sonra eşlerine en çok kullandıkları cümle nedir tahmin edebilir misiniz?
“Evlendikten sonra çok değiştin”
Arkadaşım bunu söyleyen eşine “ok hedefi vurduktan sonra yapılacak bir şey kalmaz” demiş. Yani evlendik artık seni tavlamaya çalışamam. Aksine erkek eşini her defasında kendisine aşık etmeyi başarmalıdır.
Bayanlara nasihat:
-         Eşleriniz konusunda Allah’tan hakkıyla korkun. Haklarına riayet edin.
-         Peygamber efendimizin eşlerine bakın, onları örnek alın, özellikle Ahzab suresinin 28 ve 29 ayetlerinin nüzul sebeplerini sıkça hatırlayın.
-         Eşinizin ağzından “ben senden razıyım Allah’ta senden razı olsun” cümlesini duymak için gayret gösterin.
-         Eşinizin gözünü dışarıda bırakmayın. Bu onu dışarıya göndermemekle olmaz. Kendinize bakarak, herkese değil sadece ona ait olduğunuzu hissettirerek süslenin, bakımlı olun.
-         Eşiniz sizi işinden yada sosyal hayatından dolayı ihmal ettiğini düşündüğünüzde fırsatları kollayın ve iyi değerlendirin.

Günümüzde kimse sen yanımda ol da yediğimiz tarhana çorbası olsun demiyor. Çünkü kimse tarhana çorbasını bile hatırlamaz oldu. Erkek evine ekmek getirmek için daha çok gayret sarf etmek zorunda kalıyor. Sosyal hayat ise kişi diğer insanlara faydalı olduğu sürece ona dokunmayın, bırakın sadece para için değil, insanlar içinde yaşayan birkaç kişi kalsın. Erkeğin çok çalışması yada sizi rahatsız edecek derecede sosyal olması sizi sevmediği anlamına gelmez.
Her iki tarafa:
Evlilik sizin, evlenen sizsiniz, bunda başkalarının söz sahibi olmasına engel olun. Sizi sevmese sizinle evlenmezdi. Sizi sevmeyi bıraksa sizinle yaşamaya devam etmezdi. Sizden kaçmak isteyeni zaten anlarsınız. Hayatlarımızı zehir etmenin bir anlamı yok.

4 Aralık 2012 Salı

Yazamamak

         Aslında çok severim yazmayı, okumayı, çizmeyi, karalamayı kısaca kağıt ve kalemi, mürekkebi vs. Silgi geldi aklıma bak onu bilmiyorum işte sevsem mi sevmesem mi? Silgi ne kadar iyidir, ne kadar kötü tartışılır, hatta ilk okul da öğretmen olsam çocuklara münazara yaptırırdım. Bir grup silginin iyi bir şey olduğunu diğeri de kötü bir icat olduğunu savunurdu. Hatırlıyorum biz de ilk okul da iken münazara yapardık, bugün de yaparlar mı? Konuyu daha fazla dağıtmayayım, sildi demiştik. İlk anda doğru olduğunu düşündüğün için, inandığın için yazdığın yazıyı, daha sonra değiştirmek istemen. Allah Kur'an'da bazı ayetleri nesh etmiş, bir konuda farklı bir ayet indirerek öncekinin hükmünü kaldırmıştır, insanlara dini ve hayatı kolaylaştırmıştır. Karar veremedim...
         Yazmayı seven ve isteyen bir insan neden yazamaz? Zamanı olmaz, mantıklı değil. Yazacak bir konu bulamaz, Dünyada gündeme baksın, Ortadoğu'da gündeme baksın, Türkiye gibi bir yerde yaşayan adam yazacak konu bulamıyor, saçmalığa bak, derler. Kararsızlığından yazamıyor, ne zaman yazmaya başlasa konuyu bir türlü toparlayıp sonuca bağlayamıyor. Son yazısı iki cümleden ibaretti, "Ortadoğu da sıfır sorun dedik, bugün Suriye hala kan ağlıyor. Bu saatten sonra (30 000 civarında insan öldü) yapılanlar neyi değiştirecek." Böyle yazdığı zamanlar da oluyor, hiç bir alt yapı hazırlamadan direkt fikrini söylüyor. Kendini ele veren diğer nokta, genelleme yapması. Biz, yapılan yanlış, yapılması gereken diyerek katkıda bulunmayı deniyor, her konuya hakim havası vererek.
         Halbuki eskiden ne güzel yazardı. Eline kalem kağıdı aldığı anda dökülürdü kelimeler ardı ardına. Sayfanın sonu bir nefeste gelirdi de kalemin boynu bükülürdü, yetim kalırdı kağıt. Kaç defa niyetlendi bir tiyatro oyunu yazmaya, bir roman yada bir hikayeye kalem olmaya. Allah onun hakkında hayırlı olanı en iyi bilendir, o da buna inanıyor. Her şey günü geldiğinde, mevsimler, meyveler, kar vs. küresel ısınma diye bir şey çıktı da koca koca devletler ne yapacağını şaşırmış durumda. Isınma oranına baksan da gülersin, (1860'tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortamlama küresel sıcak 0.5 ila 0.8 derece kadar attı). Yine dağıttık, toparlıyoruz. Her nerede ne olması gerekiyorsa o olacaktır.

Ömer Yusuf