14 Ocak 2013 Pazartesi

İmralı


Gündeme bomba gibi düşen Başbakanın yaptığı açıklama hala yankısını sürdürüyor. AK Parti hükumeti göreve geldiği 2002 tarihinden itibaren bu tarzda birçok radikal karar aldı. İmralı görüşmeleri de bunlardan birisi. Hepimizin bildiği hatta başbakanın ara sıra dile getirdiği, terör örgütünün yabancı ülkelerden destek aldığı, birçok finans kaynağının bulunduğu ve sadece bununla da kalmayıp ülkelerin terör örgütüne silah ve teçhizat sağladığı kuşku götürmeyen bir gerçek. Terör örgütü her ne kadar kendi iç meselemiz gibi görünse de dış politikayı yakından ilgilendirmektedir.
             Görüşmelerin hükümet tarafından değil de devlet görevlileri tarafından yapılması da siyasette ustalık dönemini yaşayan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir mahareti olarak karşımıza çıkıyor. Bunun hükümetin seçimlerde kullanılacak bir argümanı olmadığını devletin kendi içinde kanayan yaraya merhem olduğunu ve çizilen sınırların yetkililer tarafından belirlenmediğini yani görüşmeyi yapan kişilerin sınırların dışına çıkamayacağını da gösterir.
            AK Parti kadroları göreve geldiği günden bu yana çalışmalarını “Biz elimizden geleni yapalım” prensibi ile yürütmüş bu radikal kararların alınmasına sebep olmuştur. AB üyeliği konusunda izlenen yol ve çabaların karşılıksız kalması, Annan Planına destek vererek büyük tepki toplamış ancak Nisan 2004’de KKTC ve GKRY’nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan Türk tarafından %64,91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının %75,38’i red şeklinde olduğundan hayata geçirilememiş. Sorumluluk Rum Yönetiminde kalmıştır. Ermenistan ile düzeltilmeye çalışılan ilişkilerde de bu strateji benimsenmiştir. Son olarak Demokratik Açılım hakkında konuşacak olursak sürecin sabote edilerek baltalandığını gördük. Burada da hükumet elinden geleni yapmaya çalışmış ancak karşı tarafın adım attığını göremeyince çözüm adına hiçbir şey yapılamamıştır.
            Bugün yeni başlayan sürecin belki de son fırsatlar olduğu unutulmamalı. Ortak bir payda da buluşularak çözüme kavuşulmalıdır. Bu süre zarfında İsrail ve İran göz ardı edilmemelidir. Tel Aviv yönetimi, terör örgütüne Kuzey Irak’ta en büyük desteği veren İsrail-Kürt Dostluk Derneği Başkanı Davut Dağıstani’yi ‘acil’ koduyla görüşmeye çağırdı. Tahran ise Kandil ile bir şekilde irtibata geçip durumu yakından takip etme kararı aldı.
            Son olarak Paris’te yaşanan cinayetler de suyu bulandıran son hamleler. Şahsen ben Başbakan başta olmak üzere, Hakan Fidan ve ekibine güveniyorum. Süreç nasıl sonuçlanır bilemem ancak bu tarz çözümlerde iki tarafında bir birlerine yaklaşmaları gerektiğine inanıyorum. Aynı zamanda karşı tarafa son dönemde yapılan askeri operasyonlar verdikleri kayıplar sık sık hatırlatılmalı, bu treni kaçırmamaları gerektiğine inandırılmalıdır.
            Bugün Diyarbakır'da yapılan yürüyüşte karşılıklı saygı çerçevesinde iki tarafında sağ duyuyla yaklaşması güzel bir haber. Yapılacak cenaze törenleri de bir o kadar önemli olduğu unutulmamalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder